İstanbul'un Fethinden Sonra Bizans Hanedan Mensuplarına Ne Oldu ?
Konstantinopolis, 1453'te Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildiğinde Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans tahtında Paleologos hanedanından XI. Konstantin bulunmaktaydı. Moralı aristokrat ailelerden Paleologos hanedanının iktidarı, VIII. Mihail'in 1204 yılında IV. Haçlı Seferi'nde Latinler tarafından ele geçirilen Konstantinopolis'i 25 Temmuz 1261'de geri alıp kendini imparator ilan etmesiyle başladı. 29 Mayıs 1453'e kadar imparatorluk 192 sene boyunca Paleologos hanedanı tarafından yönetildi. Paleologos Hanedanı dönemi, VIII. Mihail'in başlattığı geçici bir canlanma döneminden sonra Bizans İmparatorluğunun giderek zayıfladığı, Batı Anadolu'nun tamamen Türk beylikleri tarafından ele geçirildiği ve Trakya'da Osmanlılar karşısında yok olduğu dönemdir. 14. yüzyılın ikinci yarısında artık hanedanın elinde Kosntantinopolis çevresi ve Yunanistan'ın güneyindeki Mora Yarımadası kalmıştı. Mora Despotu olarak Paleologos Hanedanı'nın Mora'da hüküm süren kolu bağımsız davranmasına karşın hanedana sadakatini korumaktaydı.
İşte 1100 yıldır Konstanopolis'te hüküm süren imparatorluğun son hanedanının son hükümdarı XI. Konstantin, imparatorluğun bu vaziyette olduğu bir dönemde tahta çıkmıştı. XI. Konstantin, şehir Osmanlılar tarafında kuşatıldığında teslimiyet yerine direnmeyi seçti. 29 Mayıs 1453'te surları aşan Osmanlı askerleriyle çarpışırken öldürüldü. Cesedinin bulunup bulunmadığı tartışma konusudur. Bazı kaynaklar sadece imparatorların giyme hakkı olan mor renkli çizmelerinden tanınan cesedinin ölü askerlerinin arasında bulunduğunu bildirirler.
Son Bizans İmparatoru IX. Konstantin'in oğlu yoktu. Eğer şehir Osmanlılar tarafından fethedilmemiş ve İmparatorluk yıkılmamış olsaydı, erkek evlat bırakmadan ölen XI. Konstantin’in yerine kardeşi Thomas’ın çocuklarından biri geçecekti. 1430-1460 yılları arasında Mora despotluğu yapan Thomas fetihten sonra Roma’ya kaçarak 1465 yılında 56 yıllık ömrünü Roma’da tamamlayacaktı. Thomas'ın çocukları olan iki Paleologos veliahtı fetih sırasında Osmanlılara esir düştüler ve Fatih Sultan Mehmed'in sarayına alındılar. Müslüman olduktan sonra Edirne Sarayı'nda Enderun'da aldıkları eğitim ile İslam ve Türk kültürü ile bütünleşerek Sultanın güvendiği en önemli devlet adamları arasında yer aldılar. Murad ismini alan büyük ağabey, Has Oda’da yetişerek Sultan'ın özel adamlarından biri olup “Has Murad Paşa” lakabıyla ünlendi ve Rumeli beylerbeyliği görevinde bulundu. Küçük kardeş ise Fatih Sultan Mehmed döneminde önemli görevlerde bulunarak vezirlik, daha sonra Sultan II. Bayezid devrinde ise Veziriazamlık makamına kadar yükselen Mesih Paşa idi.
Döneme tanıklık etmiş Bizanslı yazar Chalkokondyles, Osmanlı padişahlarının Rum ve Bizanslı ailelerin çocuklarını kendi saraylarına alarak eğittikleri ve sonra da adlarını Müslüman isimleriyle değiştirerek yüksek mevkilere getirdiklerini belirtir. Bir diğer Bizanslı tarihçi Dukas da Fatih’in İstanbul’un alınmasından sonra Edirne’ye dönerken yanında bir çok esir ve sayısız ganimet aldığını nakletmektedir. İşte son Bizans İmparatoru XI. Konstantnin'in varislerinin akıbeti de böyle olmuştu. 16. yüzyıl Osmanlı kaynaklarından Kemalpaşazade de Has Murad Paşa ve kardeşi Mesih Paşa'nın İstanbul’un fethi sırasında esir alındıkları ve padişahın sarayında eğitim görerek sonraki dönemde yüksek mevkilere geldiklerini belirtir.
Osmanlı devlet bürokrasisinde hızlıca yükselen ve yaptığı hizmetler neticesinde genç yaşta vezirlik makamı elde eden Has Murad Paşa 1468 yılında Rumeli beylerbeyliğine atandı. Has Murad Paşa’nın Rumeli Beylerbeyliğne atandığı dönemde genç bir yaşta olduğu söylenebilir. Zira İstanbul’un fethinde esir düştüğünde onlu yaşlarda olduğuna göre Rumeli Beylerbeyi olduğunda 25-30 yaşlarındaydı. 1470 tarihinde Ege Denizinde yer alan Eğriboz adasını fethetmek için düzenlenen seferde Fatih Sultan Mehmed ile beraber hareket eden Has Murad Paşa komutasında Rumeli askerinden on bin adet azeb bulunmaktaydı. Eğriboz adasının fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, Rumeli Beylerbeyi Has Murad Paşa’ya Mora’ya giderek Akdeniz’de Venedik’e ait her ne varsa saldırmasını emretmişti. Bu emir üzerine harekete geçen Murad Paşa, Akdeniz kıyısındaki Venedik’e ait yerlere saldırıp büyük zarar vermişti. Vostitza Kalesi’nin kuşatılıp ele geçirilmesinde desteğe gelerek kalenin fethedilmesini sağlamıştı.
Ancak Has Murad Paşa’nın, genç yaşta elde ettiği vezaret ve Rumeli Beylerbeyliği görevleri, otuzlu yaşlardaki erken ve üzüntü verici ölümü ile netice buldu. Has Murad Paşa, 4 Ağustos 1473’te Osmanlı ordusunun Tercan’da Akkoyunlu ordusuna saldırdığı sırada öncü kuvvetlerin komutanı olarak Akkoyunluların tuzağına düştü ve hayatını kaybetti. Sultan Mehmed'in çok sevdiği bu devlet adamı ve komutanın genç yaştaki ölümü herkesi üzüntüye sevk etmişti. Has Murad Paşa’nın ölüm olayı, gerçekleştiği dönemde çokça tartışmalara neden olmuştu. Nitekim Osmanlı kaynaklarında olayın gerçekleşme şekli ve sebepleri çokça irdelenmiştir. Veziriazam Mahmud Paşa’nın yardıma gitmemesi Has Murad Paşa’nın ölüm sebebi arasında gösterilmiştir. Dolayısıyla bu hadiseden bir süre sonra Mahmud Paşa’nın idam edilmesinde Has Murad Paşa’ya yardıma gitmeyerek onun ölümünde etkili olduğu şeklinde yorumlara neden olmuştur.
Has Murad Paşa adının bugün hatırlanmasını sağlayan, İstanbul Aksaray’da kendi adını taşıyan camiidir. Yaptırdığı bu külliye ile Has Murad Paşa, İstanbul'daki Aksaray semtinin de kurucusu olmuştu. Has Murad Paşa Külliyesi’nin kurulduğu yer, 1468 ve 1471’de Konya, Karaman ve Aksaray’dan sürülüp İstanbul’a getirilen nüfus göz önüne alındığında daha fazla anlam kazanır. Zira İstanbul’un fethinin akabinde oldukça boş bir alandan oluşan günümüz Aksaray semti, hem yeni gelen göçler ile hem de yeni kurulan külliye ile mamur bir hal alacaktı. Nitekim buradaki nüfusun artması ve yapının etrafının şenlenmesi ile bölge Murad Paşa Mahallesi adı ile anılır olmuştur. Öyle ki yakın döneme kadar bu mahalle varlığını sürdürmüş ve son zamanlarda adı değiştirilerek Yusuf Paşa adını almıştır.
Has Murad Paşa’nın inşa ettirip İstanbul halkına sunduğu bu yapı, öncelikle halkın ibadetini yapacağı camii; bölge sakinlerinin ve çocuklarının eğitimleri ile çeşitli ilimleri tahsil edecekleri medrese; yolcu, fakir, kimsesiz, hasta ve ihtiyaç sahiplerinin gelip kalacakları ve karınlarını doyuracakları imaret ve yapının çevresinde yaşayan erkek ve kadınlara hizmet etmek üzere faaliyette bulunan çifte hamam olmak üzere çok yönlü bir kurum hüviyetindeydi. Horhor veya Aksaray Hamamı adları ile anılan külliyenin çifte hamamı İstanbul’un en büyük ve eski su yapılarındandı. 1469’da inşasına başlanan ve 1473’te vakfiyesi düzenlenerek hizmet vermeye başlanan külliye, yüzyıllar boyunca İstanbul halkına hizmet etti. 1957-1958 yıllarında Vatan ve Millet caddeleri açılırken gerçekleşen yol çalışmaları nedeniyle külliyenin bir kısmı ortadan kaldırıldı ve günümüzde külliyeden geriye sadece camii kaldı.
Murad Paşa Camii
Murad Paşa’nın Ağustos 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda vefat etmesiyle yapının medrese kısmı eksik kalmıştı. Eksik kalan medrese binası ise Murad Paşa’nın kardeşi Mesih Paşa tarafından tamamlanmıştır. Mesih Paşa’nın ilk görevleri hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Fâtih Sultan Mehmed'in saltanatının sonlarında 1476 yılı sonbaharı veya 1477 yılı başında vezâret rütbesine erişti. 1480'de Saint Jean şövalyelerinin elinde bulunan Rodos adasına karşı bir seferle görevlendirildi. Kuşatması başarılı olmadığı için vezâretten azledilip Gelibolu sancak beyliğine gönderildi.
16. yüzyıla dair bilgi veren kaynakların başında, uzun süre Konstantinopolis'te yaşamış olan İtalyan Theodore Spandounes gelir. Spandounes, Paleologos hanedanından gelen bu iki kardeşin akrabasıydı. Has Murad Paşa ve Mesih Paşa ile akrabalığını kendi satırları ile şöyle belirtir:
“Mehmed (Fatih), Rodos’u kuşatmak için bir birlik gönderdi. Başında Paleologos hanedanından gelen Mesih Paşa vardı. Babamın annesinin kardeşiydi. Konstantinopolis alınırken iki erkek kardeşiyle birlikte Türkler tarafından esir alınmıştı. O zamanlar daha on yaşındaydı ve hepsi Türk yapıldılar. Mesih, paşa rütbesine yükseldi”.
Spandounes, Midilli seferini anlatırken Mesih Paşa hakkında başka bilgiler de vermektedir:
Mesih Paşa Gelibolu Sancakbeyi olduğu dönemde 1483'de orada bir cami, bir kervansaray, bir başhâne, bir bozahâne ve de bir medrese yaptırdı. Gedik Ahmed Paşa’nın Kasım 1482'de katledilişi üzerine onun yerine ikinci vezir oldu. Veziriazam İshak Paşa, kısa bir müddet sonra bir tür emeklilik makamı konumundaki Selânik sancak beyliğine gönderilince de vezîriâzam oldu ve bu makamda 1485 yılına kadar kaldı. Vezîriâzamlık döneminde 1484 senesinde II. Bayezid’in Moldova üzerine düzenlediği Kili ve Akkirman seferlerine katıldı. 1485'de birdenbire azledilip Filibe subaşılığına tayin edildi, ancak bunun sebebi kaynaklarda belirtilmez. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde yer alan, muhtemelen o yıllara ait bir arzında Mesih Paşa, II. Bayezid’e hitaben kendisinin padişahın inâyetinden mahrum kalışının sırf düşmanlarının entrikasından kaynaklandığını yazar ve padişahın tekrar yanına gelmesine izin vermesini rica eder. Biraz da bunun etkisiyle 1487'de Kırım'da Kefe sancak beyliğine getirildi. Daha sonra ise 1497'de ise Silistre sancak beyi, aynı zamanda Akkirman ve Kili uç beyliğine getirildi. 14 Aralık 1499'da Çandarlızâde İbrâhim Paşa’nın ölümü üzerine onun yerine tekrar vezîriâzam oldu. Ancak iki ay sonra muhtemelen Venedik dostu sayıldığı için vezîriâzamlığı Hadım Yâkub Paşa’ya bırakmak zorunda kaldı.
Mesih Paşa, üçüncü vezir olarak ikinci vezir ve dostu Hersekzâde Ahmed Paşa ile 1500 yılında Mora seferine katıldı. Venedik savaşının ardından yeniden vezîriâzam olan Mesih Paşa 25 Mart 1501 Taş-ili’nde Varsaklılar’ın destek verdiği Karamanoğlu Mustafa’nın bir isyanını bastırmak üzere İstanbul’dan hareket etti. Ayaklanmayı bastırdı ve Taş-ili bölgesinde askerî istihkâmlar kurarak denetimi sağladı. Ayrıca isyana katılan boy beylerinin itaatini sağladı. Görevini başarıyla tamamladığı için Temmuz 1501'de İstanbul’a dönmesi istendi. İstanbul’a dönüşünün ardından Midilli’nin Fransız ve Venedik müttefik donanmaları tarafından alındığını padişaha bildirmediğinden Sultan II. Bayezid’in gazabına uğradı. Hatta sultan elindeki yayı birkaç defa başına vurarak kendisine ağır sözler söyledi. Bu olaydan birkaç gün sonra 17 Kasım 1501'de Galata’da yangın söndürme çalışmalarını gözetlerken düşen bir taşla bacağından ağır yaralandı ve ardından vefat etti. Ölmeden kısa süre önce İstanbul’da 10. yüzyılda Myrelaion Manastırı'nın kilisesi olarak İmparator Romanos Lekapenos tarafından yaptırılmış olan kiliseyi camiye çevirtmişti. Sultan II. Bayezid devrinde terkedilmiş eski Bizans kilise ve manastır kalıntılarının “şenlendirilmesi” gayesiyle cami haline getirilen kiliselerden biri olan ve Bodrum Camii olarak anılan bu yapıyı onartıp cami olarak yeniden ayağa kaldırtmasına rağmen ağabeyi Has Murad Paşa’nın İstanbul Aksaray’daki camisinin yanına defnedildi. Mezar taşı orada hâlâ mevcuttur.
Has Murad Paşa’nın ve Mesih Paşa'nın bir kardeşleri daha olduğu 1491 tarihli bir belgeye yansımaktadır. Buna göre adı bilinmeyen küçük kardeş, Hristiyan olarak kalmış ve Makedonya'da Serez taraflarında bir köyde zeâmet tasarruf ederek hayatını devam ettirmişti. Has Murad Paşa ve Mesih Paşa’nın yüksek kariyerli devlet adamları olmaları nedeniyle hayatlarının ileri dönemleri hakkında bilgi sahibi olmak mümkün iken üçüncü kardeş için bu şansa sahip değiliz.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder